Toplumsal Şiddet Pandemisi ile Başa Çıkma Yöntemleri 02 Mayıs 2026, 08:55
Son yıllarda okullarımızda, sokaklarımızda ve evlerimizde şahit olduğumuz dehşet verici olayları, birkaç yıl önce tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs pandemisine benzetiyorum. Ancak bu kez karşımızda mikroskopla ya da tıbbi cihazlarla görüntülenebilen, fiziksel bir virüs yok. Bu, görünmeyen bir "şiddet pandemisi." Bazen farkına bile varılamadan yıllar içinde biriken psikolojik bir buhranın sonucu olan bu virüs; maalesef kendini ancak tetiğe basıldığında, bıçak çekildiğinde, ya da yumruk savrulduğunda gösteriyor. Semptomlarını önceden fark edemediğimiz için de kişinin tedavisinde çoğu zaman çok geç kalıyoruz.
Bir eğitimci olarak, meselenin köklerine indiğimde bunun sebebi olarak eğitim ekosistemindeki rollerde yaşanan keskin değişim olduğunu görüyorum. Öğrenci, öğretmen ve veli üçgenindeki o geleneksel saygı ve güven bağı büyük bir erozyona uğradı. Okullardan gelen haberler ve yöneticilerin yakarışlarının bir yansıması olan raporlar da bunu doğruluyor; öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin mesleki motivasyonlarını düşüren, onlara duyulan güveni azaltan uygulamalar, eğitimcilerin sınıftaki otoritesini her geçen gün zayıflatıyor. Yanlış anlaşılmasın, bu olayların sebebinin öğretmenlerden kaynaklı olduğunu söylemiyorum. Tersine; sebepleri çok daha derinlerde saklı olan ve hatta bu otorite kaybının sebebi bile birazdan bahsedeceğim değişimden kaynaklı.
Toplum geneline yayılmış olan ve aslında bağıra çağıra okullara kadar inen şiddet sarmalının en büyük tetikleyicilerinden biri de aile yapısındaki dönüşümdür. Belki daha ağır bir ifade ile yozlaşma bile diyebilirim ancak yozlaşmanın bileşenlerine girmek ele alacağım konunun genişlemesine neden olacağından tekrar aile yapısındaki etkilere odaklanmak istiyorum: Geleneksel yapıda babanın toplumsal statüsü ve sosyolojik olarak ona yüklenen “ailenin geçimini sağlama sorumluluğu" sebebiyle çocuk üzerindeki duygusal etkisi anneye göre nispeten hep daha az ve mesafeli olmuştur. Babanın çocuk üzerindeki bu "duygusal mesafesi", aslında çocuğun iç dünyasında devasa ve tehlikeli bir boşluk yaratıyor. Baba, bir çocuğun zihninde sadece evin maddi ihtiyaçlarını karşılayan biri veya akşamdan akşama saygı duyulması gereken soğuk bir otorite figürü olmamalıdır. Baba dış dünyaya karşı güvenin, kuralların, sınırların ve duygusal dayanıklılığın da ilk temsilcisidir. Çocuklar, sosyal sınırları, neyin kabul edilebilir neyin edilemez olduğunu genellikle baba rehberliğinde içselleştirir. Babanın duygusal olarak "yok" olduğu ya da sadece öfkelendiğinde ortaya çıkan "cezalandırıcı" bir figür olduğu durumlarda, çocuk kendi dürtülerini kontrol etmeyi öğrenemez. Sınırlarını evde şefkatle ve mantıkla çizmeyi öğrenemeyen bir çocuk ise o sınırları okulda akranlarına zorbalık yaparak ya da öğretmenine başkaldırarak test etmeye kalkar. Yani, baba ile kurulamayan sağlıklı ve destekleyici iletişim, ergenlik çağında ciddi bir aidiyet ve kimlik krizine dönüşür.
İşte tam da bu noktada bu krizi çözmek anneye kalıyor. Ancak son yıllarda, ekonomik şartlar ve değişen yaşam standartlarıyla birlikte annelerin de yoğun şekilde çalışma hayatına katılması, aile içi dengeleri değiştirdi. Bunun sonucu olarak ne anneyle ne de babayla yeterli iletişim kurabilen çocuklar, sevgi ve ilgi ihtiyaçlarını dışarıda aramaya başlıyor.
Bununla birlikte hayat koşturmacası içinde ebeveynleriyle duygusal ve fiziksel temas kuramayan, deyim yerindeyse "tek başına büyümeye çalışan" çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu yalnızlık, çocuklarda büyük bir boşluk oluşturup aidiyet arayışını arttırıyor. Buna karşın bazı ailelerin, çocuklarının hatalarıyla yüzleşmek yerine onları aşırı korumacı bir tavırla savunması da hiçbir sınır ve sorumluluk bilmeden büyüyen kuralsız bir nesil ortaya çıkarıyor.
Çocukların evde bulamadığı o aidiyet hissini nerede aradığına baktığımızda ise karşımıza dipsiz bir dijital kuyu çıkıyor. Teknolojinin hızlı gelişimi, çocukları kontrolsüz içeriklerin, zararlı grupların hatta sapkın fikirlerin açık hedefi haline getiriyor. Toplumun büyük bir kısmının dijital okuryazarlık konusunda yeterli olmaması, çocukların pedagojik süzgeçten geçmeyen, zorbalığı ve şiddeti normalleştiren içeriklere kolayca ulaşmasına neden oluyor. Bu da şiddetin gençler arasında sıradan bir davranış biçimi haline gelmesine zemin hazırlıyor.
Daha geniş bir açıdan baktığımızda, şiddetin okullara gökten zembille inmediğini kabul etmemiz şart. Şiddet, toplumun genel yapısının bir yansımasıdır ve çoğu zaman ilk olarak aile içinde ortaya çıkar. Evdeki denetimsizlik, çocukların silahı normalleştiren yayınların çokluğu ve silahın kendisine erişiminin kolaylığı bir araya geldiğinde işte bu pandeminin ölümcül sonuçlar doğurmasına kaçınılmaz oluyor.
Peki Bu Pandemiyle Nasıl Başa Çıkacağız?
Bu virüsün aşısı; son günlerde okullarda aynı maske seferberliğine benzeyen güvenlik kameraları ve x-ray cihazlarının temini değildir. Bu pandemiyi durdurmak için;
- Anne ve baba, çocuklarının hayatında sadece ihtiyaçlarını karşılayan kişiler değil, aynı zamanda duygusal olarak yanında olan bireyler olmalıdır. Çocuğa sınır koyan ama aynı zamanda onu anlayan sağlıklı bir otorite kurulmalıdır.
- Çocukları internetin insafına terk edemeyiz. Dijital okuryazarlık, tıpkı okuma-yazma gibi temel bir beceri olarak hem ailelere hem de çocuklara kazandırılmalı; o sanal dünyanın yıkıcı normlarına karşı çocuklarımız korunmalıdır.
- Okulların yeniden güvenli sığınaklar olması için öğretmenin ve okul yöneticisinin eli güçlendirilmeli, onlara yönelik itibarsızlaştırma politikalarından derhal vazgeçilmelidir.
Sonuç olarak, görmezden geldiğimiz, dinlemediğimiz, yalnız bıraktığımız her çocuk, bu şiddet pandemisinin yeni bir taşıyıcısı olmaya adaydır. Aklın, vicdanın ve şefkatin rehberliğinde bu gidişata hep birlikte "dur" demek zorundayız.
ENES OKUTAN - EĞİTİM YÖNETİCİSİ & YAZAR
DIĞER HABERLER
-
Konfor Alanından Çıkıp Kendimizle Yüzleşme Zamanı
02 Mayıs 2026, 09:01 -
Sembolün Ötesi: Dini Objeler ve Temsil Ettikleri Değerler
02 Mayıs 2026, 08:59 -
Toplumsal Şiddet Pandemisi ile Başa Çıkma Yöntemleri
02 Mayıs 2026, 08:55 -
NESİLLERİN KILAVUZU: ÖĞRETMENİN İTİBARI, TOPLUMUN İSTİKBALİ
30 Nisan 2026, 06:30 -
BAK BEYİM!!!
30 Nisan 2026, 06:27 -
Eğitim Konuşulursa Gelecek Güçlenir
29 Nisan 2026, 19:13 -
Koruyucu Rehberlik ve Psikososyal Destek İçin Ortak Adım
29 Nisan 2026, 19:12 -
Sınırsız Paran Olsa, Sadece Bir Şey Alabilsen Ne Alırdın?
28 Nisan 2026, 00:38 -
Eğitimde “Ekol” Sorunu: Sürekli Değişim Kıskacında Özümüzü Aramak
26 Nisan 2026, 16:41 -
Sırt Dönülen Sadece Çocuklar mı?
26 Nisan 2026, 16:02

