TANIMAK VE TANIŞMAK 11 Nisan 2026, 09:56
İnsanlar kitap gibidir. Gerçek karakterlerini kapağına bakınca değil, zamanla sayfalarını okudukça anlarsınız.” Hikmetli Söz
Bir insanı ne kadar zamanda/sürede tanırsınız?
Altı ay? Bir yıl? Beş yıl? 10 yıl? Daha az? Daha çok?
İnsanları ilk olarak dış görünüşüne bakarak tanıyoruz. İlk etki diyoruz buna, ilk beş dakikalık izlenim. Sonra da yanılıyoruz. Belirli yaşanmışlıklardan sonra “Tamam, artık onu iyi tanıyorum” cümlesini kurmak zor geliyor.
İnsanları ancak eleştirdiğinizde, damarlarına bastığınızda, menfaatlerine dokunduğunuzda, çıkarıyla ve idealiyle yüzleştirdiğinizde tanırsınız. İnsan kitabının sayfalarını bu şekilde okuyabilirsiniz.
“Bir insanı tanımak için ya alışveriş yapmalı ya da yola gitmeli” Atasözü
Yolculuk, yol arkadaşlığı fedakârlığı, cesareti, mertliği gerektirir; dolayısıyla yolculukta karşılaşılan zorluklar sebebiyle ortaya konan davranışlar kişilerin niteliklerini belirgin kılar. Keza alışveriş etmekte insanları tanımak bakımından önemli bir ölçüttür. Çünkü alışveriş bir şeye sahiplenmeyi gerekli kıldığı için kişinin çıkarcı yönünü bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. Bu nedenle ortak bir işe girmeden insanların gerçek yüzünü anlamak oldukça zordur.
Mevlana’nın söylediği gibi;
“İnsanları iyi tanıyın, her insani fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin.” Bunu bir hikâye ile açıklamaya çalışalım.
Bir zamanlar iki arkadaş çölde yolculuk yapıyorlardı. Yolun bir yerinde aralarında tartışma çıktı ve arkadaşlardan birisi diğerinin yüzüne bir tokat attı. Tokat yiyen arkadaşın canı yanmış, kalbi kırılmıştı; ama hiçbir şey demedi, sadece eğilip kuma şunları yazdı:
"Bugün en iyi arkadaşım yüzüme bir tokat attı."
Yürümeye devam ettiler. Gece olduğunda, yaktıkları ateşin yanında yemeklerini paylaştılar ve sonra da uyudular. Ertesi sabah yollarına devam ettiler. Fakat suları bitmek üzereydi. Neyse ki, sonunda bir vahaya ulaştılar. Doya doya su içtiler, mataralarını doldurdular. Sonra suda yıkanmaya karar verdiler. Tokat yemiş olan arkadaş, suyun balçıklı kısmına takıldı. Kendi başına kurtulamadığı gibi, gitgide batıyordu. Ama arkadaşı hemen atılıp onu kurtardı. Suda boğulmanın eşiğinden kurtulan arkadaş, biraz ötedeki bir kayanın yanına gitti ve kayanın üzerine şu yazıyı kazıdı:
"Bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı."
Bir önceki gün en iyi arkadaşını tokatlamış, bugün ise onun hayatını kurtarmış olan arkadaşı sordu:
"Senin canını yaktıktan sonra, kumun üstüne yazmıştın, şimdi ise bir kayanın üstüne yazıyorsun, neden?"
Diğer arkadaşı ona şu cevabı verdi: "Birisi bizi incittiğinde, bunu kumun üstüne yazmalıyız, ta ki affedicilik rüzgârları onu kolayca silebilsin. Fakat birisi bize iyilik yaptığında onu kayanın üstüne nakşetmeliyiz ki; ne öfke, ne intikam rüzgârları onu oradan hiç silemesin."
Tanımak ve tanışmak arasındaki farkı güzel bir şekilde anlatan başka bir kıssa şöyledir: Bir gün bir bilgeye genç bir adam gelir ve "Efendim, tanımakla tanışmak arasındaki fark nedir?" diye sorar. Bilge adam ona bir meyve verir ve "Bunu ye" der. Genç adam meyveyi yer ve "Bu bir elma" der. Bilge ona tekrar sorar: "Bu meyveyi tanıdın mı?" Genç adam "Evet, tanıdım. Elma olduğunu biliyorum" der.
Bilge der ki: "Sen bu meyvenin adını biliyorsun, tadını aldın ama onu gerçekten tanımak için ağacını görmen, nasıl büyüdüğünü bilmen, nerede yetiştiğini anlaman gerekir. Tanışmak yüzeyde olur, tanımak ise derinlik ister."
Bu kıssada anlatıldığı gibi, bir insanla ya da bir durumla tanışmak, o anki yüzeysel bir karşılaşma olabilir. Ancak tanımak, derin bir anlayış, gözlem ve tecrübe ile mümkündür. Tanışmak başlangıçtır, tanımak ise uzun bir süreçtir.
Tanımak ve tanışmakla ilgili bir başka kıssa da şu şekildedir:
Bir gün bir öğrenci, yıllarca bilgeliğiyle tanınan bir ustanın yanına gelir ve sorar:
"Üstat, bir insanı gerçekten tanımak ne demektir? Yüzlerce insanla tanışıyorum, onlarla konuşuyorum, ancak hala onları tanımadığımı hissediyorum."
Usta, öğrencisine hiç soru sormadan onu evin yanındaki büyük bir ağaca götürür ve şöyle der: "Bu ağacı görüyor musun? Ne kadar büyük ne kadar güçlü görünüyor, değil mi?"
Öğrenci başını sallar. Usta devam eder:
"Bu ağacı tanıdığını düşünebilirsin, çünkü onun dallarını, yapraklarını, gövdesini gördün. Fakat, bu ağacı gerçekten tanımak istiyorsan, onun köklerinin derinliklerine inmelisin. Toprağın altında neler yaşadığını, rüzgarlara nasıl direndiğini, kuraklığa nasıl dayandığını öğrenmelisin. Bu ağacın dallarını gören, onu tanıdığını sanır; ancak köklerini görmeyen, onu hiç tanımamıştır."
Sonra usta ellerini öğrencinin omuzlarına koyar ve şöyle der:
"Bir insanı tanımak da böyledir. Yüzeydeki görüntüsü, konuşmaları, davranışları yalnızca onun dallarıdır. Ama asıl onu anlamak istiyorsan, kalbine, ruhuna, geçmişine, yaşadıklarına, mücadelelerine inmelisin. Çünkü köklerini bilmediğin bir ağacın ne kadar güçlü olduğunu bilemezsin. İnsanları yüzeyde tanımak kolaydır, fakat onların köklerine inmeye cesaret etmek gerçek bilgeliği getirir."
Bu kıssa, bir insanı gerçekten tanımanın yüzeysel görüntülerin ötesine geçmek, onun yaşamındaki derin izleri anlamak olduğunu çok güçlü bir şekilde vurgular. Tanımak, sadece gözle görüleni değil, görünmeyen kökleri de fark etmektir.
DIĞER HABERLER
-
ÖZKURBİR, Vuslat Platformu Kahvaltı Programında Yerini Aldı
11 Nisan 2026, 12:09 -
TANIMAK VE TANIŞMAK
11 Nisan 2026, 09:56 -
ÖZKURBİR YK ÜYESİ HAMİ KOÇ’TAN BİLTEK OKULLARINA ZİYARET
11 Nisan 2026, 09:36 -
ÖZKURBİR’den Düzce’de Eğitim Odaklı Ziyaret
11 Nisan 2026, 09:17 -
ÖZKURBİR HEYETİNDEN KAYSERİ’DE HUKUKİ İSTİŞARE TOPLANTISI
11 Nisan 2026, 09:02 -
ÖZKURBİR HEYETİNDEN KAYSERİ’DE ANLAMLI ZİYARET
11 Nisan 2026, 08:26 -
ÖZKURBİR’DEN KAYSERİ’DE ANLAMLI ZİYARET
11 Nisan 2026, 08:03 -
DEĞERLER EĞİTİMİ FELSEFESİ: GEÇMİŞİN YÜKÜ
08 Nisan 2026, 14:57 -
Demokrasiye geçiş sancıları
08 Nisan 2026, 09:43 -
ÖZKURBİR’den İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne Anlamlı Ziyaret
08 Nisan 2026, 08:17

