Okullarda Verilmek İstenen Değerler Niçin Yeterince Özümsenmiyor? 09 Mayıs 2026, 09:56
“Kırmızı ışıkta durulur” kuralı okul öncesi eğitimde öğrencilerimize öğretiliyor. Öğrencilerimiz; trafikte can güvenliğini sağlayarak hayatı kolaylaştıracak bir kuralı öğrenirken, aynı zamanda hem oyun oynuyor, hem renkleri tanıyor. İlkokulda (4. Sınıf) okutulan Trafik Güvenliği dersinde öğrencilerimiz “Kırmızı ışıkta durulur” kuralını öğreniyor. Lise 1. sınıfta (9. Sınıf) okutulan Sağlık Bilgisi ve Trafik Kültürü dersinde de öğrencilerimiz “Kırmızı ışıkta durulur” kuralını öğreniyor. Muhtemelen bazı derslerde de “Kırmızı ışıkta durulur” kuralına değiniliyor. Gençlerimizin çoğu 18 yaşına geldiğinde sürücü belgesi almak için sürücü kursuna gidiyor. Orada da hem teorik hem uygulamalı olarak “Kırmızı ışıkta durulur” kuralı öğretiliyor. Olağanüstü denetim altında gerçekleştirilen direksiyon eğitim sınavında başarılı olan aday, “Kırmızı ışıkta durulur” kuralını öğrenmiş olarak sürücü belgesini almaya hak kazanıyor.
Yaklaşık 15 yıl süren bu eğitim-öğretim sürecinde “Kırmızı ışıkta durulur” kuralını öğrenen birey, günlük hayatta kırmızı ışık kuralına riayet ediyor mu ya da bu kurala ne kadar riayet ediliyor? Dikkat edilmesi gereken husus bu. Elbette çoğunluk “Kırmızı ışıkta durulur” kuralına uyuyor ama uymayanlar da azımsanmayacak kadar çok diyebilirim. Hele bir de kırmızı ışığın olduğu yerde kamera sistemi/EDS bulunmuyorsa bas gaza, hızla geç. Işıkta bekleyen yaya bile caydırıcı olmayabiliyor. Üstelik “Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın” sloganına veya yol zeminindeki iri harflerle yazılmış “Yayaya Yol Ver” uyarı yazısına rağmen bir kural göstere göstere ihlal ediliyor.
Eğitim sistemi, okul ve veli olarak hep birlikte akademik başarıya / sınav başarısına odaklanıldığı bir dönemde, okullarımızda hayata dair öğretilen / öğrenilen bu kural / kurallar ve değerler niçin önemsenmiyor ya da günlük hayatta niçin yeterince uygulanmıyor? Bahane bulma mekanizmasının etkisiyle “Her türlü olumsuzluğun nedenini eğitime bağlayan” olumsuz bakış, anlayış ve söylemin toplamının olumlu bakış, anlayış ve söylem kadar çoğaldığı günümüzde asıl sorun nedir?
Okullarımızda hiçbir öğretmenimiz öğrencisine kurallara uymamayı, çevreyi kirletmeyi, zararlı alışkanlıklar edinmeyi, saygısız olmayı, bencilliği, kamu malına zarar vermeyi, haksız kazanç elde etmeyi, başkasının canına, malına, namusuna kastetmeyi, başkasının hakkını çiğnemeyi, başkasını yok saymayı… öğretmez, telkin etmez, tavsiyede bulunmaz, yap demez. “Yapma” demese bile “yap” demez. Hâl böyle iken bu olumsuzlukları niçin yaşıyoruz?
Niçin hayata dair öğretilen kurallara ve değerlere tam olarak ya da yeterince uyulmuyor? Niçin çevre kirliliğinin önüne geçilmiyor? Eldeki çöp sokağa, meydana, yol kenarına, parka, bahçeye, sınıfa, koridora niçin rasgele atılıyor? Kamu malına, sıraya, masaya, çöp kovasına, parktaki aletlere, çiçeklere niçin zarar veriliyor? Niçin büyük-küçük demeden insanlar birbirine saygısızlık yapıyor? Niçin bu kadar bencillik var? Niçin şiddet var? Niçin haksız kazanç var? Niçin hile var? Niçin başkasının canına, malına, namusuna zara verilir? Bu fiilleri işleyenler bunları kimlerden, nerede, nasıl içselleştiriyor?
Asıl konumuz trafik kuralları değil ama verilen eğitim niçin yeterince özümsenmiyor? Bunun için şu soruların cevap bulması gerekiyor: Okulda “Kırmızı ışıkta durulur” kuralını öğrenen çocuk, trafikte babasının, annesinin, aileden veya çevreden bir başka büyüğün kırmızı ışıkta geçtiğini görüyorsa “Kırmızı ışıkta durulur” kuralını nasıl veya ne kadar özümseyip içselleştirecek? Yoksa büyüklerden ve çevreden gördüğü “Kural vardır ama uyulmasa da olur” anlayışı mı bireyde egemen olacak?
Okulda teorik olarak, bazı uygulamalarla saygıyı öğrenen çocuk, ailede veya toplumda büyüklerin birbirine saygısızlık yaptığını, güçlü olanın haklı(!) olduğunu görüyorsa insana saygıyı ve saygılı olmayı nasıl veya ne kadar özümseyip içselleştirecek?
Okulda teorik olarak, bazı uygulamalarla çevreye saygılı olmayı ve temiz tutmayı öğrenen çocuk, aile içinde, piknik alanlarında, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda kendi aile bireylerinin veya toplumdaki diğer bireylerin bu kurala riayet etmediğini görüyorsa çevreye saygılı olmayı ve çevreyi temiz tutmayı nasıl özümseyip içselleştirecek? Hele hele bir de annesinin evin penceresinden boca ettiği çöpleri veya babasının alt dairelerdeki komşu balkonlarını kül tablası olarak kullandığını görüyorsa.
Okulda teorik olarak, bazı uygulamalarla iyiliği, paylaşmayı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, bencil olmamayı öğrenen çocuk; ailede, çevresinde veya toplumda bu değerlerin yeterince benimsenip önemsenmediğini gördüğünde iyiliği, paylaşmayı, yardımlaşmayı, dayanışmayı nasıl öğrenip nasıl içselleştirecek? Bu örnekleri aileleri ve toplumu gözlemleyerek olabildiğince çoğaltabiliriz.
“Kırmızı ışık” örneğiyle toplamda değerler adı verilen ahlak eğitimi ya da moral değerlerin çocuklarımıza niçin kazandırılamadığını ya da nasıl kazandırılabileceğini dikkatlere sunmaya çalıştım. Buna eğitim sistemini kurgulayanların, eğitim çevrelerinin, ebeveynlerin ve toplumu oluşturan tüm dinamiklerin önemseyerek kafa yorması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki çocuklar öğretilenlerden çok, gördüklerini özümseyip içselleştirmektedir.
Ülkemizde çocuk eğitimi üzerine ilk kitapları kaleme alan, aynı zamanda çocuklar için ilk şiiri kitabını (Çocuk Şiirleri) yazan yazar, eğitimci, hukukçu ve siyasetçi İbrahim Alaettin Gövsa (1889-1949) bu konuda şöyle der: “Çocuklarımızı yalnızca kişisel hazzımız için sevmekle yetinmemeli, neslimizin ve milletimizin geleceği açısından da incelemeyi ve ideal bir şekilde yetiştirmeyi de görev bilmeliyiz.”
Kulaklara küpe olması gereken şu özdeyişleri de ele aldığımız konuyu daha iyi anlatmak amacıyla paylaşmakta fayda var:
“Çocuklar, büyüklerini dinlemede asla iyi değildirler ama onların davranışlarını benimsemede ve taklit etmede kusursuzdurlar.” (J. Baldwin)
“Çocukların öğütlerden çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır.” (J. Joubert)
“Çocuklarını terbiye etmeden evvel kendini düzeltmeye bak.” (İmam-ı Şafiî)
“Çocuklar için ahlakın kaynağı, aile ocağıdır.” (Nurettin Topçu).
Her ne kadar eğitimde akademik başarı / sınav başarısı öncelikli temel hedef hâline getirilse de bireyin, ailenin, toplumun, ülkenin ve milletin güveni, huzuru, mutluluğu, refahı için Millî Eğitim Temel Kanunu’nun genel amaçları arasında sadece bilgi temelli ‘akademik başarı’nın değil, birbirinden değerli pek çok amacın olduğunu görmek mümkündür.
Biliyoruz ki eğitim bir bütündür. Okulda elde edilen kazanımlar veya kazandırılmaya çalışılan değerler; aile ve toplum tarafından destek görmeli ki toplumda sadece “haklarını bilen” değil aynı zamanda “sorumluluklarını bilen” bireyler yetiştirebilelim.
Eyvallah, akademik başarı / sınav başarısı elbette olsun; bilimsel olarak tanımlanmış, öğrenme temelli zekâ çeşitlerinin ve yeteneklerinin yanında duygusal zekâya (EQ) da hak ettiği değeri verelim. Verelim ki çocuklarımız sorumluluklarının bilincinde olan, empati yapabilen, millî, ahlaki, insani, manevi, kültürel bakımlardan tüm öğrendiklerini içselleştirilerek / özümseyerek ve davranış / hayat tarzı hâline getirmiş bireyler olarak yetişsin.
MUSTAFA USLU - EĞİTİM YÖNETİCİSİ & YAZAR
DIĞER HABERLER
-
Eğitim ve kendimiz olmak -4-
12 Mayıs 2026, 09:17 -
EKRANIN KARANLIK YÜZÜNE KARŞI AÇIK BİR ÇAĞRI!!!!
12 Mayıs 2026, 08:46 -
Tasavvufun eğitimdeki yeri
11 Mayıs 2026, 08:09 -
VEFATTAN ÖNCE “ VEFA”
10 Mayıs 2026, 14:16 -
ÖZKURBİR’DEN MEB BAKAN YARDIMCISI CİHAD DEMİRLİ’YE HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ
09 Mayıs 2026, 22:33 -
ÖZKURBİR YÖNETİMİ EĞİTİM ZİRVESİNE KATILDI
09 Mayıs 2026, 14:44 -
DUYGUSAL BORÇ
09 Mayıs 2026, 09:59 -
Okullarda Verilmek İstenen Değerler Niçin Yeterince Özümsenmiyor?
09 Mayıs 2026, 09:56 -
ÖZKURBİR Yönetiminden Kariyer Koleji’ne Ziyaret
08 Mayıs 2026, 22:36 -
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu’ndan Ankara ABC Okulları’na Ziyaret
08 Mayıs 2026, 20:30

