ÖĞÜTLERDEN ÇOK, İYİ ÖRNEKLERE İHTİYAÇ VAR 15 Nisan 2026, 08:55
Sınıfa girdiğimde kız öğrencileri saç saça baş başa kavga ederken buldum. Beni görünce toparlansalar da bazıları hâlâ ağız dalaşındaydı. Susmalarını ve yerlerine oturmalarını sağladım. Burası bir özel okuldu ve bu öğrenciler ortaokul birinci sınıfta okuyordu.
Derse başlamadan nasihate başladım. “Siz, iyi ailelerin güzel çocuklarsınız. Kavga etmek yerine, konuşarak anlaşabilirsiniz. Bu şekilde davranmanız ve kullandığınız kelimeler hiç hoş değil. İyi insanlar böyle davranmaz, böyle kelimeler kullanmaz...” falan dedim.
Öğrencilerden birisi söz istedi. “Öğretmenim, siz böyle söylüyorsunuz ama milletvekilleri kötü insanlar mı ki birbirleriyle kavga ediyorlar, birbirlerine kötü sözler söylüyorlar? Akşamları televizyonda onların kavgalarını seyrediyoruz.” dedi. Bu konuşmaların üzerinden çeyrek asır geçti. Peki, o günden bugüne ne değişti?
Öğretmenliğe başladığım yıllar. Yakın ilçelerin birinde, ilk defa gittiğim bir evde misafirim. On kişiden fazla insan var. Hepsi benden büyük. Çoğu ev sahibinin komşusu veya akrabası. İçlerinden birinin konuşmalarında kullandığı üç kelimeden birisi -abartmıyorum- kaba, argo, küfür. Bu şahıs, benim bir imam hatip lisesinde öğretmenlik yaptığımı öğrenince kendini dizginlemeye çalışsa da bu sefer “İmam hatipte okuyor ama ağzı çok bozuk. Hocaları buna öğretmiyor mu?” diye yeğeninden şikâyete başladı. “Neyi oluyorsunuz?” diye sordum. “Dayısıyım.” dedi. “Sık görüşüyor musunuz?” sorusuna cevabı “Tabi ki.” oldu. “Onun yanında burada konuştuğunuz gibi mi konuşuyorsunuz?” dediğimde hem işin hem adamın rengi değişti. Bahanelere sığındı. “Alışkanlık, istemeden…” falan dedi.
Maksadım hikâye veya hatıra anlatmak değil. Elbette sizlerin de bu konularda yaşadıklarınız, çok değerli hatıralarınız, düşünceleriniz, söyleyecekleriniz vardır.
Malumdur; yıllardır değerlerden, değerler eğitiminden bahsediliyor. Projeler üretiliyor. Dersler var. Anne babalar, eğitimciler, sistemi kurgulayanlar, büyükler çocuklara ve gençlere “Şöyle ol, böyle olma!” diye öğütler veriyor. “Ol ya da olma!” diyerek onların istenen davranış ve alışkanlıkları kazanmasını, sorumluluklarının bilincinde insanlar olmasını istiyor.
Elbette olanlar vardır. Fakat olanlarla olmayanları mukayese edersek vaziyet nedir?
Anne babanın, ailenin, akrabaların, hatta öğretmenin ve okulun olumlu davranışları, alışkanlıkları, sorumluluk bilincini kazandırma konusunda işlevini yitirmeye başladığını aklımdan geçirmek beni ürkütüyor. Sosyal medya ile görsel âlemin kucağında ve insafında büyüyen, bunların yönlendirmesiyle oluşan çevrenin etkisinde yetişen çocuklarımızı, gençlerimizi gördükçe de kaygılarım artıyor.
Başta anne babalar olmak üzere -uzak yakın- aile üyelerinin, eğitimcilerin, toplumdaki önde gelen şahsiyetlerin ve tüm büyüklerin ‘amasız, fakatsız, lakinsiz’ bir şekilde kurallara uyarak, birbirine saygı duyarak, sorumluluklarını yerine getirerek, çevreye ve doğaya karşı gerekli hassasiyeti göstererek; yalan, bencillik, çıkarcılık, hile, haksız kazanç, kibir, gösteriş, kabalık, saygısızlık, sevgisizlik, merhametsizlik, iki yüzlülük, empati yoksunluğu, ön yargı, israf, hıyanet, haset, gıybet, kaba ve argo konuşma… gibi saydığımız veya saymadığımız her türlü olumsuz davranıştan, yani kötü huylardan uzak durarak, kuru söylemlerden ziyade güzelliklerle bezenmiş davranışlarıyla çocuklarımıza ve gençlerimize istikamet kazandırma konusunda doğru rol modeli olabilecekleri düşüncesindeyim.
Bu hususta Muallim Naci (1849-1893) “Zannetme ki çocuk, senin etkileyici, güzel nutuk ve nasihatlerinle eğitilir. Bunların ancak bir dereceye kadar tesiri olabilir. Çocuk, senin söylediğin sözlerin fiilen yerine getirilişini sende görmedikçe onların doğruluğuna kanaat getiremez.” sözleriyle çocuk eğitiminde hâl dilinin önemini vurguluyor. Fransız yazar Joseph Joubert’in (1754-1824) “Çocukların öğütlerden çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır.” özdeyişi ise reklam panolarına iri punto harflerle yazılacak kadar değerlidir.
İşte bu yüzden eskilerin kâl dili ile hâl dili dedikleri, söylem ve eylem (söz ve davranış) uyumunun başkaları üzerinde etkili olabileceğini akıllardan çıkarmamak gerekir. Aksi takdirde büyüklerin yapmadıklarını söyleyerek öğütler vermesi çocuklar, gençler, hatta herkes için çok anlamlı değildir.
Öyle ise ey ahali! “Ol!” demekle oldurmak sadece Allah’a mahsustur. İyi bilip belleyelim.
İdeoloji, inanç, öğrenim durumu gibi envaiçeşit farklılıkları bir tarafa bırakıp (bir yıl olmasa da hiç olmazsa bir ay) topyekûn bir iyilik hareketine girişelim. Güzel ülkemizin iyi insanları olmayı deneyelim. Çocuklarımıza, gençlerimize, birbirimize örnek olalım.
Denemekte fayda var. Benden söylemesi.
Olmaz diyenleri duyar gibiyim.
Onlara da meçhul bir şairin “Buna kim âlem-i imkân derler / Dünyada olmaz deme, olmaz olmaz.” mısralarını hatırlatmış olayım.
MUSTAFA USLU - EĞİTİM YÖNETİCİSİ - YAZAR - ŞAİR
maarifinsesi.com | 18.02.2025
DIĞER HABERLER
-
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Üyesi Adem Doğan’dan Adalet Bakan Yardımcısı Sedat Ayyıldız’a Ziyaret
15 Nisan 2026, 17:18 -
ÖĞÜTLERDEN ÇOK, İYİ ÖRNEKLERE İHTİYAÇ VAR
15 Nisan 2026, 08:55 -
DEDEM DE ÇOCUKTU
15 Nisan 2026, 08:27 -
TEBDİLİMEKÂN
14 Nisan 2026, 10:31 -
ALLAH İNSANI İDDASINDAN VURUR
14 Nisan 2026, 10:27 -
Eğitim ve Sosyal Hizmetlerde İş Birliği Vurgusu
13 Nisan 2026, 23:39 -
ÖZKURBİR Yönetimi, İbni Haldun Üniversitesi Dil Köyü Açılışına Katıldı
13 Nisan 2026, 22:57 -
RASİM KARAGÜL'DEN İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ NECİP ŞİMŞEK'E ZİYARET
13 Nisan 2026, 10:35 -
ÖZKURBİR YÖNETİMİNDEN İSTANBUL İL MİLLÎ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ’NE ZİYARET
13 Nisan 2026, 10:16 -
Okul-Öğretmen-Veli Üçgeninde Zor Denge
13 Nisan 2026, 02:07

