Merhumu Nasıl Bilirdik 08 Ekim 2025, 08:40
Cenaze kalabalıktı. Her zamanki gibi. Ölenin ardından konuşulmazdı. Hele kötüsü hiç söylenmezdi.
"İyiydi," dedi biri.
"Çok yardımseverdi," dedi bir başkası.
"Bilmem kaç kişiye el uzatmıştı."
Sonra imam sordu:
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Bir sessizlik oldu.
Yarım saniyelik, ama içinde bin hikâye barındıran bir sessizlik.
Ardından topluca:
“İyi bilirdik!”
Ve bitti.
Merhum aramızdan ayrıldı. Ve tıpkı yaşarken olduğu gibi, öldükten sonra da yanlış hatırlanmaya devam etti.
"Merhumu nasıl bilirdik?" sorusu bu ülkede çoktan bir toplumsal af ritüeline dönüşmüş durumda.
Sadece öleni değil, geride kalanların yüzleşemediği her şeyi temize çekiyoruz o soruyla.
Oysa çoğu zaman merhumu değil, kendi yalanlarımızı iyi biliyoruz.
Alev Alatlı’nın dediği gibi:
"Gerçekle yüzleşemeyen toplumlar, hakikati efsaneleştirir."
Biz de ölülerimizi, hatalarımızı, ihmallerimizi, sustuklarımızı efsaneye çeviriyoruz.
Ama bu efsanelerle ne kendimizi temize çıkarabiliyoruz, ne de geleceği doğru inşa edebiliyoruz.
Peki merhumu gerçekten tanıyor muyduk? Evladını yıllarca duygusal açlıkla büyüten bir babayı...
Mahallesinden farklı olana hayatı zindan eden "iyi komşuyu"… Kadınları susturan, çocukları korkutan, ama mahallede saygın bilinen bir adamı…
Gerçekten iyi mi bilirdik? Yoksa... Hepimiz, konuşulmayanların sessiz suç ortakları mıyız?
Cenazelerde yalan söylenmez derler. Ama unuturlar ki, en büyük yalanlar zaten susularak söylenir.
Merhumu sustuk. Sustuklarımızla kutsadık. Ve sonunda, yaşarken yaptıklarımızdan çok, öldükten sonra söylenenlerle var olduk. Biz neyi affettik orada? Ve en önemlisi: Kimin adına affettik?
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Cevabı ne kadar kolaysa, geçmişi o kadar karmaşıktır çoğu zaman. Çünkü bu topraklarda insanlar nadiren gerçekten bilinir. Ne yaşarken tanırız birbirimizi, ne de öldüğümüzde dürüst konuşuruz. Biz, hatırlamanın değil, unutmanın medeniyetiyiz.
Ne zaman geçmişle yüzleşmemiz gerekse, üstünü örteriz. Bir yorgan gibi, bir dua gibi, bir ezber gibi.
Ve sonra… Bir gün biz de göçeriz. Arkamızdan biri sorar:
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Ve yanıt, yine aynıdır:
“İyi bilirdik.”
Oysa belki de en çok, bilmeden sevdik.
Bilmeden övdük.
Bilmeden gömdük.
“Merhumu nasıl bilirdik?”
Diye sorma bana.
Ben önce seni yaşarken nasıl tanıdığıma cevap vereyim.
Çünkü bazı insanlar, öldüklerinde değil, ancak yaşarken unutulduklarında gerçekten kaybolurlar.
HACER ELBEY - EĞİTİM YÖNETİCİSİ
DIĞER HABERLER
-
Bir Ayın Ruhu, Bir Yılın Eğitim İklimi Olabilir mi?
19 Mart 2026, 18:24 -
Ramazan Bitiyor… Manevi İklim de Bitecek mi?
19 Mart 2026, 17:48 -
Veli Toplantılarının Anatomisi
19 Mart 2026, 17:36 -
BAYRAM OLACAK BİR RAMAZAN
19 Mart 2026, 17:24 -
Eğitim Nerede Başlar? “Kasis!” ve Trafik Kültürü
18 Mart 2026, 17:58 -
Dedemin Tespihine Ne Oldu?
18 Mart 2026, 17:55 -
TAHAYYÜL VE TASAVVUR
18 Mart 2026, 17:52 -
Kul hakkı yemek orucu bozar mı?!..
14 Mart 2026, 10:02 -
Ramazan’ın Çocukları: Osmanlı’da pedagoji ve kültürün inceliği
14 Mart 2026, 09:47 -
ÖZKURBİR Başkanı Enis Şener, Milli İrade Platformu İftar Programı'na Katıldı
13 Mart 2026, 23:30

