Eğitim ve kendimiz olmak -4- 12 Mayıs 2026, 09:17
Tanzimat’tan (1839) beri, gitgide kaybettiğimiz kendimizi, gerçek kimliğimizi arıyoruz. Lakin her arayışta, dışarıdan birileri ve içerideki onların hempaları tarafından sürekli yanlış istikametlere yönlendiriliyoruz.
Son iki asırlık eğitim serencamımızda bizim başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi! Asırlar boyu kullandığımız yazının yasaklanması ile, bir gecede zırcahil bırakıldık. Latin harflerine kimse karşı değildir (bu harflerle, özellikle yabancı dil eğitimi zaten yapılmaktaydı; mevcudu yasaklamak niye?).
Asırlar boyunca onca emeğin birikimi, kütüphaneler dolusu kitaplara yabancı olduk. Sözde büyük umutlarla yetiştirdiğimiz nesillerimiz, babalarının-dedelerinin, değil kitaplarını, mezar taşlarını bile okuyamadılar.
Muasırlaşacağız diye köklerimizden koparılmamız mı gerekliydi? Oysa Japonya, Çin, Rusya, Hindistan vb. yazılarına ve geçmişlerine sahip çıkarak muasır olmuşlardı. Köklerinden koparak/koparılarak muasır olunmaz, olsa olsa şahsiyet yoksunu taklitçi (mukallit) olunabilir.
Eğitimde ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne yani eğitimde akademik bilginin yanı sıra milli ve manevi değerleri temel alarak, ‘erdem-değer-eylem’ çerçevesinde bütüncül bir insan yetiştirmeyi hedefleyen sisteme geçildi diye Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin yerden yere vuruluyor.
On yıllar boyunca içinde debelendiğimiz, ruhsuz, yaz-boz eğitiminin olumsuz sonuçlarından Sayın bakan sorumlu tutuluyor.
Halbuki mahut olaylar (çocuk yaştaki öğrencilerin cinayet işlemeleri) nesiller boyunca tatbik edilen sözde eğitim çıkmazının sonucudur. Eğitimin içinden gelen Yusuf Tekin Bey, bu gidişin sağlıklı bir gidiş olmadığını görerek, eğitimde makas değiştirmek zorunda kalmıştır.
Çocuklu ailelere bakıyoruz; yavrusuna yemek yedirirken bile, çocuğu eline tutuşturduğu telefondaki oyunlarla meşgul ediyor. Oyuna dalan çocuk, yemek yediğinin farkında olmadan doyuyor.
Çocuğuyla meşgul olmak istemeyen ebeveynler, işin kolayını, çocuklarının eline telefon tutuşturmakla bulmuşlar. Artık o körpe beyinlerin şekillenmesinde birinci derecede amil olan sosyal medya mecralarıdır.
Dikkat edilirse günümüzde çocuklar, anne ve babaları tarafından, bilerek ve isteyerek ‘gayya çukuru’na atılmaktadır.
Artık, çocuklarının öğreticisi ne anne ve babaları ve ne de okuldaki öğretmenleridir.
Günün 10-12 saatini telefon ekranı başında geçiren çocuktan/gençten ne beklenir?
Bu çocuklar/gençler ruhen hasta olmasınlar da ne olsunlar? Aynı çocukların ebeveynleri, çocukları için kapı kapı dolaşıp doktor (psikiyatrist) arıyorlar.
Sosyal medya yüzünden çocuklar ve gençler bunalımdalar; bu haleti ruhiye ile her türlü kötü alışkanlığa açık haldeler.
Bu trajik durumun yansımalarını ise, çok ağır bedeller ödeyerek görüyor ve yaşıyoruz.
Ne ekersen onu biçersin; ailede, okulda ektiklerimizi biçiyoruz!
FUAT BOL - HÜRRİYET GAZETESİ YAZARI
fbol@hurriyet.com.tr
DIĞER HABERLER
-
ÖZKURBİR YÖNETİMİNDEN ASKON EĞİTİM PROGRAMINA KATILIM
09 Haziran 2026, 18:36 -
BAŞKAN ENİS ŞENER, “MAARİF MODELİ İLE DİL VE DÜŞÜNCEDE DERİNLEŞME” KONGRESİNE KATILDI
09 Haziran 2026, 18:19 -
Azim ve çağına yön veren irade
08 Haziran 2026, 07:49 -
Dijital Sömürgecilik Çağında “Zaman ve Dikkat Tımarı”: Mektepten Ekrana Ruhun Savunma Hattı
08 Haziran 2026, 07:27 -
ŞİDDET SARMALINDA ÇIRPINAN EMPATİSİZ BİR NESİL!
08 Haziran 2026, 07:25 -
Özel Okul Modeli Sürdürülebilir mi? Yoksa Eğitimde Sessiz Bir Kriz mi Yaklaşıyor?
08 Haziran 2026, 07:17 -
Geleceğimizin Hafızları İcazetlerini Aldı
07 Haziran 2026, 19:55 -
ÖZKURBİR Yönetiminden Atakfest 2026’ya Ziyaret
06 Haziran 2026, 17:51 -
Bilgi, Kibir ve Bilgelik: Yapay Zekâ mı Daha Kibirli, İnsan mı?
06 Haziran 2026, 08:05 -
Bağlandı Gözler, Kaldık Çaresiz
06 Haziran 2026, 07:46

