Eğitim Çarkları Artık Dönmüyor: 200 Yıllık Model İflas Etti 16 Eylül 2025, 07:21
Düşünün: Bir zaman makineniz olsa ve 19. yüzyıldan bir doktoru, bir mühendisi bugüne getirseniz. Modern bir hastane odasında veya bir mühendislik ofisinde yaşadıkları şok ve hayranlığı tahayyül edebiliyor musunuz? Teknoloji karşısında büyük bir dehşet ve uyum sağlama çabası içine girerlerdi.
Peki ya aynı zaman makinesiyle bir öğretmen getirseydiniz? Muhtemelen ilk şoku atlattıktan sonra, kendini en rahat hissedeceği yer bir sınıf olurdu. Tahta, sıralar, önde anlatan bir öğretmen, soruya cevap vermek için parmak kaldıran öğrenciler, arkada bir yazı tahtası… 200 yıl öncesinden gelen öğretmenimiz, sistemin hâlâ aynı şekilde işlediğini görüp rahat bir nefes alabilirdi.
İşte sorun da tam olarak bu!
Dünyamız her alanda köklü, radikal bir dönüşüm geçirirken, çocuklarımızı geleceğe hazırlamakla yükümlü olduğunu iddia ettiğimiz okullar, endüstri devriminin icatlarından kalma bir modelle işlemeye ısrar ediyor. Bu model artık çatırdıyor. Hatta dürüst olalım: İflas etti, gitmiyor...
Bu sistem, üretim bandından çıkan işçilere ihtiyaç duyan fabrikalar ve itaatkâr vatandaşlar isteyen ulus-devletler için tasarlandı. Müfredat standardize, öğretim yöntemi tekdüze, ölçme-değerlendirme ise sınavlarla yapılan bir “kalite kontrol” mekanizmasıydı. Amacı yaratıcı, sorgulayan, özgür bireyler yetiştirmek değil; fabrikaların ve bürokrasinin dişlilerine uyacak çarklar üretmekti.
Peki bugün? Çarklar değişti, ama biz hâlâ eski dişlileri üretmeye devam ediyoruz. İki yüz yıldır bantlardan aynı ürünler çıkıyor...
Artık bilgi, öğretmenin ve ders kitabının tekelinde değil. Cebimizdeki telefonla, insanlığın tüm birikimine saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Önemli olan artık bu bilgiyi ezberlemek değil, onu eleştirel bir şekilde değerlendirmek, yorumlamak, üretken çözümler için sentezlemek. Biz ise hâlâ çocuklarımızdan kronolojik tarihleri ve formülleri ezberlemesini istiyoruz.
Geleceğin işlerinin çoğu henüz icat edilmedi. Bugün bir mühendise öğrettiğimiz bir yazılım dili, 10 yıl sonra ölü bir dil olabilir. Önemli olan, o dili öğrenebilme becerisini kazandırmak. Yani “öğrenmeyi öğretmek.” Biz ise hâlâ statik bir müfredatı yetiştirmek için koşturuyoruz.
Bu sistemin çıktıları hepimizin malumu: Sınav stresiyle tükenmiş, “puanı” olan ama “amacı” olmayan, merakı köreltilmiş gençler. İş dünyasının aradığı eleştirel düşünme, iş birliği, uyum sağlama becerilerinden yoksun mezunlar. Ve nihayetinde, içinden geçtiğimiz küresel krizlere (iklim, etik, göç) çözüm üretmekte zorlanan bir toplum.
ADEM KEVEN – EĞİTİMCİ YAZAR
DIĞER HABERLER
-
İstanbul Ticaret Odası Meclis Toplantısı’na katılım
14 Mayıs 2026, 17:31 -
5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu Kapsamındaki İdari Para Cezalarında "Tekerrür" Hükmünün Anayasa Mahkemesi Tarafından İptali
14 Mayıs 2026, 12:43 -
Ailede Sosyalleşmeye Pratik Bir Çözüm ve Bu Süreçte Okulun Rolü
14 Mayıs 2026, 09:56 -
FİNAL PRESTİJ KURS AÇILIŞ TÖRENİNE KATILIM.
14 Mayıs 2026, 09:53 -
BAB-I ALİ TOPLANTISINA KATILIM
14 Mayıs 2026, 09:49 -
BURSA'DA OKUL ZİYARETLERİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ.
12 Mayıs 2026, 23:05 -
ÖZKURBİR Yönetimi Bursa’daki Eğitim Zirvesine Katıldı
12 Mayıs 2026, 22:39 -
Eğitim ve kendimiz olmak -4-
12 Mayıs 2026, 09:17 -
EKRANIN KARANLIK YÜZÜNE KARŞI AÇIK BİR ÇAĞRI!!!!
12 Mayıs 2026, 08:46 -
Tasavvufun eğitimdeki yeri
11 Mayıs 2026, 08:09


