Dün Duyduk, Bugün Duyduk… Yarın Duymamak İçin 16 Nisan 2026, 08:54
Dün Siverek’te, bugün Kahramanmaraş’ta yaşananlar, şiddetin artık istisna değil, tekrar eden bir uyarı olduğunu gösteriyor. Bu tabloyu yalnızca kınamak yetmez; anlamak ve dönüştürmek zorundayız.
Şiddet, anlık bir patlama değil; öğrenilmiş bir dildir. Gelişim Psikolojisi ve Sosyal Öğrenme Kuramı bize, çocuğun gördüğünü modellediğini söyler. Evde kurulan iletişim, okulda yaşanan akran ilişkileri, ekranlardan taşan içerikler ve toplumsal söylem; hepsi bu dilin harflerini tek tek yazar. Bugün anaokuluna kadar inen akran zorbalığı, bu dilin ne kadar erken öğrenildiğinin acı bir göstergesidir. Tam da bu nedenle, yalnızca davranışı değil; o davranışı şekillendiren değerler zeminini inşa etmek zorundayız. Saygı, empati, adalet ve merhamet gibi değerler, çocuğun karşılaştığı her ortamda tutarlı biçimde yaşatılmadıkça, şiddetin dili kolayca yer bulur.
Bir öz eleştiri yapmak zorundayız. Çocukların akademik performansını titizlikle takip ederken, duygusal dünyalarını çoğu zaman ikinci plana atıyoruz. “Başarılı” ama öfkesini yönetemeyen, “uyumlu” ama görülmeyen çocuklar yetiştirebiliyoruz. Oysa bastırılan her duygu, uygun bir kanal bulduğunda davranışa dönüşür; çoğu zaman da en görünür ve en yıkıcı biçimiyle: şiddet olarak. Belki de burada en büyük eksikliğimiz, çocuklara yalnızca bilgi değil, değerlerle düşünmeyi ve hissetmeyi yeterince kazandıramamaktır.
Ekran meselesi ise bu tablonun hızlandırıcısıdır. Ailece izlenen dizilerde şiddetin dramatize edilmesi, dijital oyunlarda ödülün yok ederek kazanılması, çocuk zihninde şiddeti sıradanlaştırır. Yasaklamak tek başına çözüm değildir; birlikte izlemek, konuşmak, alternatifler üretmek gerekir. “Sence başka nasıl olabilirdi?” sorusu, çocuğun iç dünyasında yeni kapılar açar. Bu noktada dijital okuryazarlık ve değer temelli rehberlik birlikte yürümelidir; çocuk yalnızca izlediğini anlamamalı, aynı zamanda onu hangi değer süzgecinden geçireceğini de öğrenmelidir.
Peki, bize ne düşer?
Öncelikle ailelere…
Ekranı tamamen yasaklamak yerine, birlikte izlemek ve üzerine konuşmak gerekir. “Bu sahnede ne oldu?”, “Sence başka nasıl davranılabilirdi?” gibi sorular, çocuğun eleştirel düşünmesini sağlar. Dijital oyunlar seçilirken yaş uygunluğu kadar içerik analizi de yapılmalıdır. Ancak burada bir adım daha ileri gitmek zorundayız: dijital okuryazarlık. Çocuklara yalnızca ne izlediklerini değil, nasıl izlediklerini de öğretmeliyiz. Kurgu ile gerçeği ayırt etmek, şiddetin sonuçlarını sorgulamak ve ekrandaki davranışların gerçek hayatta karşılığı olmadığını fark etmek, korunmanın en güçlü yollarındandır.
Öte yandan oyun grupları ve akran etkileşimleri dikkatle gözlemlenmelidir. Serbest oyun, çocuğun kendini ifade ettiği en doğal alandır; ancak dışlayıcı, baskın ya da zarar verici davranışlar erken fark edilmezse kalıcı hale gelebilir. Aileler, çocukların oyun dilini anlamalı ve gerektiğinde rehberlik etmelidir.
Ancak en önemlisi, çocukların duygu düzenleme becerilerini desteklemektir. Öfke bir duygudur; bastırılmamalı, ama yönetilmelidir. Bunun yolu da model olmaktan geçer. Ve tüm bunların merkezinde, değerlerle yaşayan bir nesil yetiştirme sorumluluğu vardır.
Eğitim kurumlarına…
Okullar yalnızca akademik bilgi aktaran yerler değil, aynı zamanda sosyal-duygusal öğrenmenin merkezleridir. Rehberlik birimlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlerin akran zorbalığını erken fark edebilmesi için hizmet içi eğitimlerle desteklenmesi kritik önemdedir. “Disiplin” kavramı, cezadan çok onarıcı yaklaşımlarla yeniden tanımlanmalıdır.
Bununla birlikte okullarda dijital okuryazarlık eğitimi sistemli bir şekilde ele alınmalı; öğrenciler ekranla kurdukları ilişkiyi sorgulayabilen bireyler olarak yetiştirilmelidir. Ayrıca yapılandırılmış oyun temelli etkinlikler ve grup çalışmaları, çocukların sağlıklı sosyal beceriler geliştirmesi için güçlü bir fırsattır.
En önemlisi ise eğitim ortamlarının yalnızca bilgi değil, değer üreten ve değer yaşatan alanlar haline gelmesidir.
Eğitim derneklerine ve sivil topluma…
Burada en güçlü etki alanlarından biri sizlersiniz. Medyada şiddetin sıradanlaştırılmasına karşı güçlü bir dil geliştirmek, yapımcıları ve içerik üreticilerini sorumlu yayıncılığa davet etmek, kamu spotları ve farkındalık kampanyaları düzenlemek artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çocuk dostu içeriklerin desteklenmesi ve yaygınlaştırılması, uzun vadeli bir toplumsal yatırım olacaktır.
Ayrıca ailelere yönelik dijital farkındalık eğitimleri, oyun kültürü rehberliği ve değerler eğitimi programları sunmak, bu mücadelenin önemli bir parçasıdır.
Ve hepimize…
Şiddeti yalnızca “haber değeri” taşıyan olaylarda konuşup sonra unutmak yerine, gündelik hayatın içinde sorgulamalıyız. Kullandığımız dilde, yaptığımız şakalarda, verdiğimiz tepkilerde… Çünkü çocuklar en çok burada öğrenir: Bizim sıradan sandığımız anlarda.
Unutmamalıyız ki hiçbir çocuk doğuştan şiddet eğilimli değildir. Şiddet, öğrenilen bir davranıştır; dolayısıyla yeniden öğrenilebilir, dönüştürülebilir. Bunun için ise bireysel farkındalıkla başlayan, kurumsal politikalarla güçlenen ve toplumsal bir bilinçle sürdürülen çok katmanlı bir çabaya ihtiyaç vardır.
Belki de asıl soru şudur:
Bir sonraki haberi izlediğimizde yine üzülmek mi istiyoruz, yoksa bugünden başlayarak değerlerle büyüyen bir nesil inşa ederek bu hikâyeyi değiştirmek mi?
Esra TUNÇ SAMSA
Eğitim Yöneticisi, Yazar
DIĞER HABERLER
-
ÖZKURBİR Başkanı Enis Şener’den Sosyal Dayanışma ve Eğitim İstişaresi: Deniz Feneri’ne Ziyaret
16 Nisan 2026, 09:10 -
Acıyı Dayanışmayla, Geleceği Sorumlulukla İnşa Etmek
16 Nisan 2026, 08:56 -
Dün Duyduk, Bugün Duyduk… Yarın Duymamak İçin
16 Nisan 2026, 08:54 -
Okullarda Alınması Gereken Güvenlik Önlemleri
15 Nisan 2026, 22:31 -
ÖZKURBİR Yönetim Kurulu Üyesi Adem Doğan’dan Adalet Bakan Yardımcısı Sedat Ayyıldız’a Ziyaret
15 Nisan 2026, 17:18 -
ÖĞÜTLERDEN ÇOK, İYİ ÖRNEKLERE İHTİYAÇ VAR
15 Nisan 2026, 08:55 -
DEDEM DE ÇOCUKTU
15 Nisan 2026, 08:27 -
TEBDİLİMEKÂN
14 Nisan 2026, 10:31 -
ALLAH İNSANI İDDASINDAN VURUR
14 Nisan 2026, 10:27 -
Eğitim ve Sosyal Hizmetlerde İş Birliği Vurgusu
13 Nisan 2026, 23:39

