Akademik Başarı Neleri Perdeliyor? Ebeveyn, Okul ve Başarının Görünmeyen Bedeli 03 Ocak 2026, 16:35
Sınıfta sıkça karşılaştığımız tanıdık bir sahne vardır. Aynı davranışı sergileyen iki öğrenci… Aynı uyarıyı hak eden iki çocuk… Ancak biri sınıfın “parlak yıldızı”, diğeri ise “zaten zorlanan” öğrencilerden biridir. Birinin not ortalaması 100, diğerinin 65’tir. Peki, hangisine daha yumuşak davranırız? Hangisinin hatasını “bu seferlik” görmezden geliriz?
Bu soru, eğitim sistemimizin en derin ama en az konuşulan meselelerinden birine işaret eder: Akademik başarının, çocuğun bütüncül gelişimini perdelemesi.
Bu perdeleme çoğu zaman yalnızca sınıf içinde yaşanmaz. Sahnenin arkasında iki güçlü aktör daha vardır: Ebeveyn ve okul. Akademik başarıyı aydınlatan projektörün yönünü belirleyen ve enerjisini sağlayanlar çoğu zaman onlardır. Oysa ışık, doğru yere tutulduğunda yol gösterir; tek bir noktaya sabitlendiğinde ise gölgeleri büyütür.
Bugün birçok çocuk için yüksek puan, gelişimin bir göstergesi olmaktan çıkıp bir “kredi notu”na dönüşebiliyor. Bu noktada ebeveyn, çoğu zaman iyi niyetle ama farkında olmadan sahneye giriyor. Çocuğunun emeğini korumak isterken şu dili kullanabiliyor:
“B Koleji %80 burs verdi. Sizin teklifiniz nedir?”
Bu cümle bir tercih arayışı gibi görünse de, pedagojik açıdan önemli bir kırılma barındırır. Çocuk, sürecin öznesi olmaktan çıkar; başarısının taşıyıcısı hâline gelir. Başarı, içsel bir gelişim göstergesi olmaktan uzaklaşıp pazarlık edilebilir bir değere dönüşür. Ebeveynlik, rehberlikten çok temsilciliğe yaklaşır.
Bu sürece yalnızca ebeveynler değil, okullar da zaman zaman isteyerek dâhil olur. Eğitim felsefesini, değerlerini ve yetiştirme iddiasını anlatmak yerine yalnızca “daha yüksek burs” vurgusu yapan her kurum, farkında olmadan eğitimi bir rekabet ve görünürlük yarışına indirger. Çocuk kazanılır; fakat yetiştirilmesi gereken bir birey olarak ele alınması zorlaşır.
Böylece ebeveyn, okul ve akademik başarı arasında sessiz bir ortaklık oluşur. Projektör, giderek yalnızca puanı ve bedeli aydınlatır. Çocuğun kim olduğu, ne hissettiği, nasıl bir insan olma yolunda ilerlediği ise gölgede kalır.
Başarının Gölgesinde Şekillenen Üstünlük Algısı
Bu meseleyi benim için daha somut hâle getiren gözlem, yıllar önce üstün zekâlı ve akademik olarak çok başarılı çocuklarla yürüttüğümüz özel bir çalışmaya dayanıyor. Seçilmiş öğrencilerden oluşan bu sınıfta beklenti açıktı: Akademik olarak güçlü çocuklarla çalışmak, öğretmen için de daha akıcı ve keyifli bir süreç olacaktı.
Ancak sınıf içi gerçeklik farklıydı.
Bu öğrencilerin önemli bir kısmı grup çalışmalarında zorlanıyor, farklı fikirlere tahammül etmekte güçlük çekiyor ve eleştiriye kapalı davranışlar sergileyebiliyordu. Akademik başarı, onları daha iş birliğine açık değil; daha talepkâr hâle getirmişti. Zamanla “üstünlük”, öğrenilmiş bir kimlik olarak yerleşmişti.
Yıllar sonra, deneyimli bir meslektaşımın görev yaptığı bir okulda; üçüncü ve dördüncü sınıf düzeyinde, tamamı akademik olarak çok başarılı öğrencilerden oluşturulmuş özel bir sınıfta benzer bir tabloyla karşılaşmak bu gözlemi pekiştirdi. Akademik açıdan son derece güçlü olan bu sınıf, kurul gündemlerinde sıklıkla saygı sorunları, benmerkezci tutumlar ve sınıf yönetimi güçlükleriyle anılıyor. Öğretmenlerin bir kısmı, bu sınıfta ders yaparken bekledikleri mesleki tatmini yaşamakta zorlandıklarını dile getiriyor. Yoğun ve sınırları zorlayan veli tutumları da süreci daha karmaşık hâle getiriyor.
Burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Bu çocuklar neden böyle davranıyor?
Cevap basit ama düşündürücü: Çünkü onlar yalnızca okulda değil, hayatın pek çok alanında “seçilmiş” olarak konumlandırıldılar. Başarıları sürekli öne çıkarıldı, ayrıcalıklarla ilişkilendirildi. Ve çocuk, zamanla şu örtük mesajlarla büyüdü:
“Benim değerim performansımla ölçülür.”
“Ben yüksek puan getiren biriyim.”
“Benim için kurallar esneyebilir.”
Bu algı, ukalalığı bir karakter kusuru değil; farkında olunmadan öğrenilmiş bir hak duygusu hâline getirebilir. Empati geri plana itilir, sorumluluk ise ilişki bitince sona eren bir sözleşme gibi algılanır. Burs, bir emanet değil; kazanılmış bir indirim olarak görülür. Mezuniyetle birlikte bağ kopar, geriye aidiyet ya da vefa duygusu kalmayabilir.
Bu durum, çocukların bireysel kusurundan çok; yetişkinlerin kurduğu sistemin doğal bir sonucudur.
Asıl soru tam da burada ortaya çıkar:
Biz başarıyı desteklerken, karakteri ne kadar besledik?
Seçilmiş gruplar oluştururken, tevazuyu ve sorumluluğu kim inşa etti?
Akademik imkânlar sunarken, “geri verme” bilincini ne kadar konuştuk?
Eğitim yalnızca yükselmeyi öğretirse; çocuk yükselebilir ama yalnızlaşabilir. Akademik başarı büyük bir imkândır; ancak insanî değerlerle buluşmadığında, hem çocuk hem toplum için taşınması zor bir yüke dönüşebilir.
Projektör hâlâ orada. Mesele onu kapatmak değil; yönünü değiştirmektir. Işık yalnızca puanı değil, çabayı, karakteri, sorumluluğu ve aidiyeti de aydınlattığında; sınıflarımız hem başarılı hem de insanca büyüyen çocuklarla dolabilir.
ADEM KEVEN - EĞİTİMCİ & YAZAR
DIĞER HABERLER
-
Akademik Başarı Neleri Perdeliyor? Ebeveyn, Okul ve Başarının Görünmeyen Bedeli
03 Ocak 2026, 16:35 -
Prof. Dr. John Hattie: Kişiselleştirilmiş Öğrenme Bağlamında Görünür Öğrenme
03 Ocak 2026, 06:28 -
Muallim-i Ekber: Hz. Muhammed (sav.)
02 Ocak 2026, 11:44 -
Özel Okul Ücretleri Üzerinden Yürütülen Tartışmalar ve Eğitime Verilen Zarar
31 Aralık 2025, 11:49 -
CANIMDAN AZİZ TUTMUŞTUM SİZİ
31 Aralık 2025, 10:33 -
GÜVENLİK, GÜVENLE SAĞLANIR
31 Aralık 2025, 10:27 -
Teknokolonizasyon ve Teknolojide Dekolonizasyon - Maarif Vakfı 5. Eğitim Zirvesi’nin ardından-2
31 Aralık 2025, 10:24 -
Öğretmenin İtibarı Ne Zaman Bu Kadar Kolay Harcanır Oldu?
31 Aralık 2025, 10:20 -
FUAD ile İRADE EĞİTİMİ
29 Aralık 2025, 11:03 -
Hasbihal Buluşmaları Zeytinburnu’nda Gerçekleşti
28 Aralık 2025, 16:28

