Affet, Uzun Yaşa! 25 Haziran 2025, 12:04
Büyüklerimizin çok güzel bir deyişi vardır; İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür diye... Bir başlangıç, bir de finali olan hayat maratonunda belki başlangıç elimizde değil, ama finale kadar olan kısım büyük oranında bizim kontrolümüzde. Bu uzun ve zorluklarla dolu yolculukta birkaç istisna dışında, hiç kimse için gidilen yolun güllük gülistanlık olması söz konusu değil.
İnişli çıkışlı hayat koşusunda zahmet çekmeden, kaliteli ve anlamlı bir şekilde yol alabilmenin ilk şartı, bize ayak bağı olan her türlü olumsuz duygulardan uzak durmak olmalı. Zira bu uzun yolculuğun hiçbir etabında kimse size, "Aferin! bu kadar yük ile koşuyorsun, al şu ödülü" demeyeceği gibi, bu durumun bizim dışımızda kimseye de bir zararı dokunmayacaktır. Yani, “Kim ne yaparsa kendine yapar" hesabı.
İşin özü, olaylara çok geniş bir perspektiften bakabilme olgunluğuna ulaşabilmek. Yaşadığımız pek çok şeyin, hayatın bizzat gerçeği olduğunun farkına varmak. Bu farkına varma çok rahatlatıcı. Zor, ama imkânsız değil. Çoğumuzun ailesinde şöyle benzer olaylar yaşanmıştır. Ailedeki bir birey - ki bu genellikle gelişim çağında sakarlık yaşayan çocuk olur - herhangi bir eşyaya zarar verir. Zarar gören eşya ise, ya onarılmaz ya da onarıldığı zaman artık eski fonksiyonunu kaybetmiştir.
Sonuç olarak çocuğun büyükleri de verilen zarar nedeniyle, ya çocuğu fiziken hırpalar, ya cezalandırır veyahut her ikisini birden yapar. Oysa, nasıl ki her canlının - insan, hayvan, bitki - doğum ile ölüm arasında bir yaşam süresi varsa, her cansızın da bir yaşam süresi vardır. Bir vazonun, kırıldığında ömrünün sona ermiş, biyolojik anlamda olmasa da ölmüş olduğunu düşünemiyoruz.
Bu, bize tuhaf geliyor. Oysa katıksız bir gerçek. Yıllar önce bir makalede metal yorgunluğu nedeniyle Boğaz Köprüsünün tehlike sinyali verdiğini okuyunca çok şaşırmıştım, "metal de yorulur mu?" diye... Daha sonra cansız varlıkların da yaşamlarının bir sonu olduğunu öğrenince hayretim daha da arttı. Sahip olunan bilgi düzeyinin artması, olaylara daha yüksekten bakma derinliği kazandırıyor insana.
Bazı insanlar dert ve sıkıntıları paratoner gibi çeker. Üzerinde taşıdıkları üzüntü, öfke, umutsuzluk, huzursuzluk gibi olumsuz duygular savılmadığı sürece biri diğerini, diğeri, bir başkasını davet eder. Gönderdiğimiz davetiye ile gelen "Birleşmiş İlletler" bize yaşamı zehir eder. Bu kadar basit işte.
Bir yangında sıçrayan kıvılcım, üzerinizdeki ceketi tutuşturursa çıkarıp atmaz mısınız yani? İstersen atma. Atmazsan ne olur? Gömlek de gider, pantolon da. Olumsuz duygularda da durum aynı. Çare mi? Affet, Uzun Yaşa!
Uzmanların yeni bir keşfi var; Uzun ve sağlıklı yaşamın sırlarını araştıran Amerika'nın ünlü haber dergilerinden Newsweek'in haberine göre, uzun yaşamın ilk anahtarı affedici olmak. İnsanın ruh haliyle sağlığı arasında bir bağlantı olduğunu belirten uzmanlar, birini affedememenin vücuda verdiği zararları şöyle sıralıyor: Kortizon hormonu seviyesi artar. Kalp hastalıkları, nörolojik bozukluk ve hafıza kaybı riski büyür.
Bu araştırmanın sonuçları, insanın psikolojisiyle sağlığının birbiriyle ne kadar ilintili olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlar, birini affetmenin vücudu birçok hastalıktan koruduğunu belirtiyor. Sağlıklı bir yaşam için ilk önce affedici olmak gerekiyor. Uzmanlar, “bu konuda yapılan 1200 klinik araştırmada, olumsuz duyguların insanın hem psikolojik hem de fiziksel sağlığına zarar verdiğini gösteriyor” diyor. İnsanın bir olayı ya da bir kişiyi affetmemesi, kişinin üzerinde psikolojik bir baskı oluşturuyor. Ve bu baskı zamanla kalp basıncının artmasına, kalp hastalıklarına sebep olan hormonal değişikliklere, nörolojik bozukluklara ve hafıza kayıplarına neden oluyor.
Yapılan bir diğer araştırma da, affetmemek gibi olumsuz duygular besleyen kişilerin kortizon hormonu seviyesinin yükseldiğini ortaya çıkardı. Bu hormonun artması bağışıklık sistemi bozuklukları başta olmak üzere, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara sebep oluyor.
Sonuç olarak, biz yolumuza bakacağız. Bu yolda pek çok engeller, zorluklar olabilir. Hiç önemli değil. Bilakis, bunları fırsat olarak görmeliyiz bence. Düz yolda koşan birine göre engelli koşu atletinin vücudunda daha fazla sayıda kas çalışır. Yani hayatta ne kadar fazla engel ile karşılarsak, o ölçüde problem çözme yeteneğimiz ve aktivitemiz artacak, doruk performansa ulaşacağız demektir.
Haydi kolay gelsin!
DIĞER HABERLER
-
İstanbul Ticaret Odası Meclis Toplantısı’na katılım
14 Mayıs 2026, 17:31 -
5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu Kapsamındaki İdari Para Cezalarında "Tekerrür" Hükmünün Anayasa Mahkemesi Tarafından İptali
14 Mayıs 2026, 12:43 -
Ailede Sosyalleşmeye Pratik Bir Çözüm ve Bu Süreçte Okulun Rolü
14 Mayıs 2026, 09:56 -
FİNAL PRESTİJ KURS AÇILIŞ TÖRENİNE KATILIM.
14 Mayıs 2026, 09:53 -
BAB-I ALİ TOPLANTISINA KATILIM
14 Mayıs 2026, 09:49 -
BURSA'DA OKUL ZİYARETLERİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ.
12 Mayıs 2026, 23:05 -
ÖZKURBİR Yönetimi Bursa’daki Eğitim Zirvesine Katıldı
12 Mayıs 2026, 22:39 -
Eğitim ve kendimiz olmak -4-
12 Mayıs 2026, 09:17 -
EKRANIN KARANLIK YÜZÜNE KARŞI AÇIK BİR ÇAĞRI!!!!
12 Mayıs 2026, 08:46 -
Tasavvufun eğitimdeki yeri
11 Mayıs 2026, 08:09

